SON ÇIĞRIŞIŞLAR
Bunlar yirmi yaşındaki çocuğun son çığrışışları. Belki biri görür
diye bir şeyler karalamış kuytu köşelere. Bıkmış mesela usanmış her şeyden. Çok
konuşmuş zamanında aynalarla anlatmak istemiş içinde tutmamak. Duyan olmamış
kapısı hiç çalmamış. Bir çocuk vardı bir zamanlar dolan taşan içinde kanayan yaraları
olan. Kimsenin sahip çıkmadığı ,masumiyeti saflığını bol keseden suiistimal edilen.
Kendi halinde bir çocuktu gözyaşlarını yastığından başkası görmeyen. Son el
uzatışıydı belki hayata umutların arasından birisi gelir de tutar diye. Şarkılarla
bezenmiş son yolculuğunu düşlüyordu o çocuk. Kimse kendisinden başka kimse
çığrışışlarını duymuyordu. Bunlar yirmi yaşındaki çocuğun son çığrışışlarıydı. Belki
hayat durağında birisinin vicdanı kalbine dokunabilmeyi başarır da ona “nasılsın?”
diye sorar diye yazıyordu çocuk. Kimsenin istemediği bir çocuktu, kapılardan
kovulan iyilikle kimseye yaranamayan bir çocuktu o. Kime el uzatsa elini
kıranlar olmuş. Yaşanmışlıklar boğazına alacaklı gibi sarılmış bırakmıyor, ölmeye
ramak kalmış çocuk. Kimse de dönüp bir kere yanında olmamış. Sitemi çokmuş
çocuğun lakin gel gör ki dert yanacak bir kimsesi bile yokmuş, varsa bile anlatmaya
korkacak kadar itilmiş. Adım attığı yere yığılan bir çöp torbası gibi ortada
kalakalmış. Duy karşıdaki sen! Bunlar yirmi yaşındaki çocuğun kan çanağı olmuş
gözlerinden son çığrışışları belki birisi kapısını çalar da bir “nasılsın?” der
diye….












